CHP'nin İstanbul Planlama Ajansı’nda düzenlediği ve üç gün sürecek "Yurt Dışı Birlikleri İkinci Yüzyıl Vizyon Çalıştay"ı başladı. Çalıştayın ilk günkü programına CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Başkan Yardımcıları İlhan Uzgel ve Ensar Aytekin, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, milletvekilleri ve belediye başkanları katıldı.

Özgür Özel, çalıştayda yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

''Burada bizim açımızdan yurt dışında biraz önce Ensar Başkan'ın ifade ettiği gibi iktidar partisinin yarısı kadar oy aldığımız bir son seçim pratiğimiz var ve şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız; cam tavanı yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da kırmak gibi bir sorumluluğumuz var. Yurt dışı seçmenlerde oy kullanma oranının yüzde 50'lerde kalıyor olması hem de en üst düzey motivasyonun yaşandığı yüzüncü yıldaki seçimde dahi yüzde 50 oranında kalması ve yapılan bütün analizlerde sandığa gitmeyen seçmenin aslında Türkiye'deki iktidara yakın bakmayan, uygulamalarından memnun olmayan, sandık başına gittiği takdirde iktidardan yana oy kullanmayacak seçmen olduğuyla ilgili ortaklaşılan tespitler aslında önümüzde ne büyük bir görev, fırsat olduğunu da ortaya koyuyor. Hep birlikte biz ulaşamadıklarımıza ulaşmak, ikna edemediklerimizi ikna etmek ve onları sandığa çağırma noktasında ne kadar başarılı olursak işte aradaki fark o kadar hızla kapanacak. Ve bu sefer biz belki bir sonraki seçimden sonra hep yurt içinde hem yurt dışında birinci parti olabilmiş olmanın mutluluğunu birlikte paylaşacağız. Aslında rakamlara baktığımızda hangi ülkelerde oy kullanıldı, biz bu ülkelerin kaçında birinci partiyiz diye bakarsanız 74 seçim çevresinde yurt dışında oy kullanıldı biz bunlardan 40'ında birinci partiyiz. Ve katılım oranının düşük olduğu her yerde ikinci üçüncü partiyiz. O yüzden esas yapmamız gerekenin ne olduğu ortada. Ama diğer taraftan da biraz önce değerli Ekrem Başkanımızın altını çizdiği bir husus var. Sizlere sadece yurt dışından oyları, seçmenleri bulacak, sandığa taşıyacak, oyları sayacak kişiler olarak bakarsak bu da büyük haksızlık ve indirgemeci bir tutum olur.

Esas olarak sizler Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin şu anda Cumhuriyetin ikinci yüzyılında dünyanın dört bir yanında temsil eden kişilerisiniz, oradaki yüzlerisiniz. Oradaki soydaşlarımızın, vatandaşlarımızın ya da Türk vatandaşı olmasa da Türkiye2Den oraya gitmiş ve şu anda o ülkelerin sadece vatandaşı olan bizim soydaşlarımızın siz oralarda hem temsilcileri hem onların sorunlarını bize taşıyacak kişiler hem de dünyanın bugün için 21 farklı ülkesinde ama yarın dünyadaki 74 farklı seçim çevresinde hem partisini temsil eden hem oradaki siyaset pratiklerine tanıklık eden ve onları partisine aktararak, oradaki iyi uygulamaları, olumlu gelişmeleri yada kötü tecrübeleri buraya aktaracak, siyasi analizler yapacak, o ülkelerin nabzını tutacak ve buraya aktaracak temsilcilerimizsiniz. Biz sizleri hem emeğinizle hem entelektüel birikiminizle hem kendiniz ve örgütünüzü geliştirmeye yönelik kapasitenizle son derece önemsiyoruz ve bu noktada bizlerin birinci ve sizlerin birinci görevi bulunduğunuz bölgelerde elbette kanaat önderisiniz, elbette seçilmiş liderlersiniz ama insan kaynağı olarak oradaki örgütümüzü nitelik ve nicelik açısından geliştirmek gibi bir sorumluluğunuz var ve biz bunu son derece önemsiyoruz. 

"Yurt dışında yaşayan sizlerin sorunlarını, beklentilerini tüm alanlarda gündemleştirmek CHP'nin sorumluluğudur"

Suruç Katliamı 9'uncu yılı... Acılı aileler: "Biz bu ülkede bu insanlardan adalet beklemiyoruz" Suruç Katliamı 9'uncu yılı... Acılı aileler: "Biz bu ülkede bu insanlardan adalet beklemiyoruz"

5-6 milyonu Avrupa'da olmak üzere 7 milyondan fazla vatandaşımız yurt dışında yaşıyor. CHP sadece yurt içinde 86 milyon vatandaşımızın değil eskiden gurbet dediğimiz şimdiki ikinci vatanlarındaki milyonlarca insanımızın da baba ocağıdır, baba evidir. Türkiye ittifakı sadece yurt içinde kullandığımız bir söylem değil yurt dışındaki seçmenlere de sıkça hatırlatmamız gereken ve onlarla kurmamız gereken çok önemli bir gönül bağıdır çünkü bu baba ocağının bir tane sahibi vardır o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Yurt dışındaki sizlerin eğitimden sağlığa, sosyal haklardan ekonomik meselelere kadar pek çok sıkıntıları çözülmesi gereken pek çok sorunları olduğun bilincindeyiz. İhtiyaç olan sorunları tespit edip doğru çözümlerin peşinden giden bir siyasi anlayışı hakim kılmak, biz öz eleştiri yapmamız gerekiyorsa biz bu öz eleştiriyi bu üç günlük çalıştayda açık yüreklilikle birbirimizin hukukuna saygı duyarak, nezaket çerçevesini terk etmeden kararlılıkla dile getirmeliyiz. Eleştiriden ve öz eleştiriden güçleneceğimizi hatalarımızı konuşmaktan çekinmememiz gerektiğini ve doğruları hep birlikte bulmamızın önemini bir kez daha altını çiziyorum. Biz sizlerin sorunlarına eğilmedikçe sizlerin iyi gününde kötü gününde yanında olmadıkça başka yapıların, oluşumların, örgütlerin bu boşluğu doldurduğunu bilmemiz lazım. Yurt dışında yaşayan Türklerin, yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ya da Türkiye'yle bağı olan herkesin derdiyle dertlenmek iyi kötü gününde onunla birlikte olmak ve sorununa temas etmek çok önemli. Aksi takdirde birtakım cemaat, tarikat, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğiyle ilgili sizinle bizimle ortak hayaller kurmayanların, Türkiye'yi Avrupa'nın bir parçası olarak değil de Türkiye'yi çok başka coğrafyaların bir parçası haline getirmek isteyenlerin, demokratik bir örgütlenme yerine bambaşka yapıların örgütlenmelerini güçlendirmeye çalışanların alan bulduğunu görmemiz gerekiyor. Önümüzdeki dönemde tüm sorunları ülkeler üzerinde ve tüm ülkelerin ortak sorunlarının genelinde ayrı ayrı ele almak, irdelemek, tartışmak durumundayız. Yurt dışında yaşayan sizlerin sorunlarını beklentilerini sadece örgütsel bazda değil gerekirse Meclis'teki komisyonlarda, TBMM'nin genel kurulunda ve kamuoyuna açık tüm alanlarda gündemleştirmek CHP'nin sorumluluğudur ve bu çalışmaların kararlılıkla ve artarak yürütülmesi gerekmektedir. 

"Sizi dinlerler ancak sadece acı acı tebessüm ederler"

Aşırı sağı besleyen faktörlerin başında şüphesiz gelir adaletsizliği, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum ve bunun ülkedeki göçmenlere mal edilmesi ve onların sorumlu tutularak, onların üzerinden yürütülen kurulan bir nefret dilinin aşırı sağı beslediğiyle ilgili tespiti burada bir kez daha ifade etmek gerekiyor ve bu yüzden de aşırı sağın hedefinde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın geçmişte olduğu gibi, olacağının bunun söylemsel boyutta olduğu gibi hakların aşındırılması noktasında ve hatta geçişte çok büyük acılar bize yaşatan saldırılar birtakım katliamlar noktasında da bizleri endişelendirdiğini ve bu tehlikeyi görmezden gelemeyeceğimizi ifade emek gerekiyor. Avrupa Birliği'ne tam üyelik partimizin başlattığı ülkemizin 60 yıllık bir hedefi. Otoriter popülist bir iktidarın hedefinin Avrupa Birliği olamayacağı açıktı, Türkiye bunu bir kez daha yaşadığı pratikle ortaya koydu. Her ne kadar CHP'nin önümüzdeki dönem Avrupa Birliği'ne tam üyelik noktasında ifade ettiği kararlılık, dış ilişkiler noktasında ortaya koyduğumuz yeni heyecan, enerji, vizyon. Bu noktada dünya liderlerinin ülkemizle birlikte partimize, partimizle birlikte ülkemize yeni bir bakış açısı kazanmış olmaları, onlarla kuruduğumuz yakın ilişkiler, diyaloglar bugün iktidar partisini yeniden Avrupa Birliği hedefini hatırlama noktasına getirdi.

Erdoğan'ın uzun süredir ağzına almadığı hatta her aldığında bir polemik alanı olarak iç politika malzemesi yaptığı Avrupa Birliği ilişkilerini yeniden hatırlamış olmasını önemsiyoruz ancak çokta ciddiye almıyoruz. Çünkü güpegündüz havai fişekler atarak kutlanan bir başlangıç bir kilometre taşı günden sonra bugün savurulduğumuz nokta iktidarın bu konuda samimi olmadığını gösteriyor. Siz 75 yıl önce kurduğunuz Avrupa Konseyi'nde şimdi Strazburg'daki bir başka binadaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına ısrarla direnirseniz, Anayasa'nızda yazıyor olmasına rağmen Uluslararası anlaşmaları uygulamazsanız, İstanbul'un ismiyle anılan ve hepimiz açısından övünç kaynağı olan İstanbul Sözleşmesi'ne tüm partilerin katıldığı bir oylamada oy birliğiyle karar vermişken bir gece yarısı birkaç sapkın oyun peşine düşerek bir imzayla İstanbul Sözleşmesi'nden çekilirseniz, ülkenizin Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına uymuyorsanız, mahkeme kararlarını hiçe sayıyorsanız, kuvvetler ayrılığı ki demokrasinin ve kalkınmanın olmazsa olmaz ön şartıdır onun üzerinde tepiniyor sadece yürütmedeki yetkilerinizle yetinmiyor yasamaya talimatlar veriyor hatta onun yetkilerini yetki aşımlarıyla kararnamelerle kullanıyor, buna karşı AYM kararlarını yeniden boşa düşürüyor ve tüm yargı organları üzerinde bir vesayet kuruyorsanız sizin Avrupa Birliği diye bir hayaliniz olamaz. Avrupa Birliği ile bu yaptıklarınızı aynı cümle içinde andığınızda karşınızdakiler sizi dinlerler ancak sadece acı acı tebessüm ederler. Ve maalesef karşınızdakiler sizi elverişli pazarlık edilebilecek Suriyeli sığınmacılar için bir kampa dönüştürülebilecek, parasını verip kullandığınız, parasını verip susturdukları bir paydaş olarak görürler. Sizi asla gelecekte aynı parlamentoda temsil edilebilecek bir ortak, bir aday ülke olarak görmezler.

"Angela Merkel'le Erdoğan'ın sıkıştıkları el Türkiye ve Avrupa Birliği idealleri açısından utanç verici bir kilometre taşıdır"

Maalesef Angela Merkel'le Erdoğan'ın geçmişte yaptığı anlaşma, 6 milyon euro üzerinden sıkıştıkları el, Merkel için başarıdır, Erdoğan için başarıdır ama Türkiye ve Avrupa Birliği idealleri açısından utanç verici bir kilometre taşıdır. Para karşılığında resmi rakamlarla 4.6 milyon ama çeşitli hesaplar, söylemler ve ortak bir kabulle 10 milyona varan sığınmacının Türkiye'de bulunması ve bunun karşılığında işte 6 milyon euro para alınması tabii anlaşmanın görünen yönü, Türkiye'deki hak ihlallerine karşı raporların yumuşak yumuşak yazılması, müeyyideler için zamana yayılması ve en nihayetinde bugün Avrupa değerlerinden kopmuş, demokratik standartları gerilemiş bir noktaya Türkiye'nin savrulması şaşılmayacak bir sonuçtur.

"Övünülecek değil, çok utanılacak bir durumun AK Parti'nin bu ülkeye son üç yılda yaşattığı gerçeğidir"

Bugün 'gri liste'den çıkmakla övünüyoruz. Buradan hatırlatalım; biz 'gri liste'ye 2021 yılında girdik. Biz 'gri liste'ye bugün son günlerde hızla yapılan bazı kanuni düzenlemeler yapılmadığı için girdik... 'Gri lis'teden çıkarılmamızdan bir gece önce 'siyasi değerlendirmelerle bizi orada tutacaklar mı' gibi tuhaf değerlendirmelerle yani özgüveni eksik bir şekilde yarım yamalak Burkina Faso'nun olduğu yerden kurtulduk. Ama üç yıldır bizi orada tutan ve Türkiye'yi bu utançla yüzleştiren iktidardan başkası değildi.

Gri liste'den çıkarılmamızdan bir gece önce 'siyasi değerlendirmelerle bizi orada tutacaklar mı' gibi tuhaf değerlendirmelerle yani özgüveni eksik bir şekilde yarım yamalak Burkina Faso'nun olduğu yerden kurtulduk. Ama üç yıldır bizi orada tutan ve Türkiye'yi bu utançla yüzleştiren iktidardan başkası değildi.

"Schengen Vizesi en çok reddedilen ülke maalesef Türkiye'dir"

Maalesef bugün Türkiye Avrupa Futbol Şampiyonası katılımcısı ülkeler içinde Almanya'ya vizeyle giden tek ülkedir. Bunu bütün vatandaşlarımıza hatırlatmak bu tuhaf durumun altını kalın kalın çizmek lazım. Bu ülkeyi 23 yıldır yöneten iktidar Türkiye'yi bir takım saplantılı bakış açılarıyla Eurovision şarkı yarışmasına sokmadığı gibi pek çok uluslararası alandaki temsiliyetimizi kaybettirdiği gibi dünya üçüncüsü olmuş bir milli takımdan Avrupa dünya şampiyonlarına katılamayan bir milli takım noktasına getirip bu dönem nihayet, çok şükür Almanya'da temsil edildiğimiz noktada oraya giderken vize alan tek ülke biziz. Bunu görmek lazım. Öğrencilerimiz, bilim insanlarımız, iş insanlarımız hastalarımız vize sorunu yüzünden büyük mağduriyetler yaşıyor. Bilim insanlarımız, hocalarımız ameliyatlarına, verecekleri derslere gitmekte sorunları yaşıyor. Schengen vizesi en çok reddedilen ülke maalesef Türkiye'dir. Türkiye Schengen vizesine başvuran ülkeler arasında ret oranı en yüksek ülke noktasına ulaşmıştır. 2019 yılında üzde 9'luk ret oranını eleştirdiğimiz bir noktadan bugün beş yıl sonra yüzde 22'lik ret oranına yükselmiştir. Her beş Türk vatandaşından bir tanesi Avrupa'ya gitmek için başvurduğunda 'hayır seni sokmayız' gibi sadece kendisi için değil, hepimiz için onur kırıcı bir cevaba muhatap olmaktadır. Bu yüzden Türkiye'nin rotasını yine doğru bir yere çevirmek lazım.

Bakmayın siz Erdoğan'ın biz Avrupa Birliği tam üyelik hedefini bütün Avrupa Birliği üyeleri onların Türkiye'deki değerli temsilcisi büyükelçiler ve dış temaslarımızla konuştukça Avrupa Birliği bizim ayrılmayacağımız hedefimizdir demesine. Hedefledikleri yerde orada bizi bekleyen akıbet de ortadadır. O yüzden bütün vatandaşlarımızı Erdoğan'ın bizi ne tarafa götürmeye çalıştığına yani son kaptanın ama geminin ilk ve ebedi kaptanının gösterdiği yönün ne olduğuna dikkat kesilmeye bir kez daha davet ediyorum.

"Yurt dışındaki yurttaşlarımızın kendilerini milletvekillerini parlamentoya göndererek temsil edilmesinin sağlanması gerekiyor"

Yurt dışındaki yurttaşlarımız Türkiye'ye geldiklerinde sağlık hizmeti olarak sadece acil sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlar. Bu çok önemli sağlık sorunlarına karşı geliyor. Bunun mutlaka çözülmesi gerekiyor. Yine emeklilikte sıkıntı yaşanıyor. Türkiye'den emekli olanlarda ödenen prim çok arttırılmış durumda. Aldıkları maaşlar çok inmiş durumda. Yurt dışından prim ödeyerek Türkiye'den emekli olanların emekli maaşlarını düzeltmek durumundayız. Yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızın ülkemizde askerlik yapmak istese de bedelli askerlik ücretleri çok yüksek bulunuyor. Bu da gençlerimizin ülkemiz ile bağlarını zedeliyor. Yurt dışındaki yurttaşlarımızın askerlik bedelini sembolik bir rakama indirilmesi gerektiğini bizler de savunuyoruz. Yurt dışından Türkiye'ye getirilen telefon ve araçlardaki süre kısıtlaması büyük bir sorun oluşturuyor. Araçların Türkiye'deki kalış süresi bir gün dahi aşılsa ağır para cezaları ödeniyor. Bu süreyi askeri beş aya çıkarmak getirilen televizyonların cezasızlık sürelerini uzatmak gerekiyor.

Mavi kartlı yurttaşlarımıza yönelik söz verilen eşit hak ve imkanlar konusunda gerekli adımlar atılmamış. Hala nemli eşitsizlikler söz konusu bu konu ihtiyaçlara göre yeniden ele alınmalı. Uçak bileti fiyatlarındaki artış kara yoluyla yolculuğa yurttaşlarımız yönlendirdi. Bu da sınır kapılarında uzun ve çileli bir bekleyişe dönülüyor. Bu konudaki sorunların hızla çözülmesi gerekiyor. Başta Almanya olmak üzere Türkçe dersinin nasıl verileceği ve öğretilmesi konusundaki belirsizlikler nedeniyle çocuklarımızın eğitimleri aksıyor. Alman hükümetiyle vatandaşlarımızın çıkarlarını koruyacak bir çözüm üzerine müzakerelerin yapılması gerekiyor. Vatandaşlarımızın cenazelerinin Türkiye'ye getirilmesi konusunda ailelere devlet desteği ve ikili anlaşmalar yapılarak kolaylaştırıcı çözümler bulunması gerekiyor. Yurt dışı seçim bölgesinin oluşturulması yurt dışındaki yurttaşlarımızın kendilerini milletvekillerini parlamentoya göndererek temsil edilmesinin sağlanması gerekiyor. Bu konuda iki dönemdir CHP olarak parlamentoya kanun teklifimizi sunduk. Bunu bir parti politikası olarak da savunuyoruz." 

Kaynak: anka